25 Ağustos 2009 Salı

kozmopolit yapıya yüzeysel yaklaşım denemeleri 1

"Ah yalnızlık bu zamanda zor. Her gün şu kahpe İstanbul' da yüzlerce insanla göz göze gelip bir selam almamak bazen koyuyor insana." Böyle başlasam yazıya olmayan edebi yeteneğimi kanırtamayarak; sonra gelip masaya yumruğunuzu vursanız Fatih Harbiye' yi efendime söyleyeyim Benim Adım Kırmızı'yı hadi olmadı Puslu Kıtalar Atlası'nı [uvv] suratıma fırlatsanız? Gıkım çıkmaz. Ama aynı muameleyi Tuna Kiremitçi' ye, onu bulamazsanız Cezmi Ersöz' e yapmazsanız gönül koyarım. [Acil durumlarda Kürşat Başar' a ulaşınız.]

Gül gibi şehirle zorun ne arkadaşım? Bu hakaretler niye? "vay kaşar istanbul" , "ulan kahpe İstanbul" , " pis kevaşe İstanbul" , "folloş olmuşsun istanbul"... Bakın burada açıklıyorum demedi demeyin ,eğer ki şu şehrin bir cinsiyeti varsa , İstanbul' un pipisi var. Sikerler. [ben küfretmiyorum, genel kanı bu.]

Yolda yürürken biri bana "nağber lan ehe?" derse neden mutlu olmam gerekiyor bana bunu biri açıklasın. "Eski İstanbul' da vapurda herkes birbirine selam verirmiş." Kendinize gelin. Eski İstanbul' da mıyız? O kadar eski değil ki metrobüs gibi bir alet dolaşıyor bu şehrin yollarında. [ Bak bak " o yollar ki şehrin damarları." yok yea?] Teknolojik bir şey, demeyin öyle. Hayır vapurdayken tanımadığım biri bana "günaydın" dese bön bön bakarım. Neden? [yabani olmamla alakası yok bak.] Tanımıyorum çünkü kendisini. Bu işler böyle karşim; tanımadığın insanla konuşmayacaksın, şeker almayacaksın, arabasına binmeyeceksin. [ life101, page 12]

****
22.08.2009
"Boş boş etrafa bakmak çok sıkıcı ama ya..." sırf bu sebeple tek başına yemek yiyemeyen insanlar tanıyorum; niye ki? Boş boş karşındakine bakmak daha mı eğlenceli? Annen öğretmedi mi ağzın doluyken konuşmamayı?[life101 page 9] E şimdi sen iyi aile terbiyesi almış bir halk çocuğu isen -halka karışmak gerekiyor arada- karşında biri olmazsa ne farkeder? Zaten yemeğin bitene kadar kiseyle konuşmayacaksın. Nedir bu karşına birilerini kilitleme isteği? Çok istiyorsan kendi kendine konuşabilirsin, mekandaki kimsenin gelip bir şey diyeceğini sanmıyorum; en fazla "olm şu c3te oturan müşteri kendi kendine konuşuyor sanırım" derler. Başkalarının dediğinden sana ne ama? [life101 page 93]

Evet bu aralar fazla yalnız yemek yedim. Nedir yani? -gözyaşlarımdan kağıt ıslandı bak tam bu sırada.-

****
Elitistler de fena yea. Neyse sonra değineceğim onlara, uykum var şimdi. Uyuyup eski İstanbul sokaklarında macun yemek istiyorum. [ki hayatımda bu kadar kötü bir şekerleme daha yemedim ben. Sultanahmet' teki macuncular sözüm size.]

22 Nisan 2009 Çarşamba

nisan mısın lan sen?

kedi, kahve, kitap, yağmur geyiği çeviririp ortamın amına koymaya meraklı varsa çok fena prim yaptı bak. "abi ben bu havaları seviyorum, yağmuru dinleyerek kitap okuyacaksın" yok ya! 6 ay hava kapalıydı be zaten. kitap okuyacağın yok senin, havayı kendine alet ediyorsun.
sıcağı sevmeyen ben bile zıvanadan çıktım. güneş allerjim varken, ışık gören sinek gibi güneşe koşmaya başladım lan!
intihar oranımı arttırdınız ibneler!
piknik yapacaktık, kırlarda oynayacaktık hayallerimizle oynadınız ibneler! çimlere malak gibi yayılacaktık, olmadı götümüz dondu ibneler!
hayır hayır bahardır dedim, candır nisan dedim bağrıma bastım; piçliğine doyamadı. 22 nisan be! .kırrım ben böyle mevsimi. zaten sene başından beri dengelerimizle oynuyor hava. sinir geldi bak!
sallamayayım, sanki baharmış, hava pek güzelmiş gibi neşeli şarkılar dinleyeyim derken 2 şarkı sonra yine depresik ergen cezmi ersöz -evet yine cezmi- moduma geri döndüğümü farkediyorum. antidepresanların parasını siz mi ödüyorsunuz hea? ağlarım sinirimden. londraya kaçak işçi olarak gidecektim. vazgeçtim msnkym! ekvatora taşınıyorum ben. kart atarım. öptm kib byez.

-mikail ve tayfası sözüm size!-

20 Nisan 2009 Pazartesi

türkücülük müessesesi



*ben nihat doğan' la büyüdüm. büyümesem de büyümüşüm gibi hissediyorum. --bence büyümüşümdür.--
*küçük emrah "iki gözüm iki çeşme" şarkısıyla kabusum olmuştu bir dönem.
*peki ya yağız anadolu delikanlımız berdan mardini' yi unutabilir miyiz? son dönemin sağlam türkücülerinden. [allahım yazım gitgide türkücü övme yazısına dönüşüyor. sonumuz hayrolsun bence. amin.]
peki bunları toplayınca ortaya ne çıkıyor? hayır bir ben harper değil tabii ki de. ayı mısınız? bunları toplayınca ortaya kaş çıkıyor. evet kaş. nerede bir türkü söyleyen insan varsa kaşından tanıyorum ben. adamın kaşına bakıp "heh bunun sesi yanıktır" diyorum, kartımı veriyorum.

unkapanı henüz bu yeteneğimi keşfedemedi ama olsun. bir gün benim de yıldızım parlayacak. andy warhol' u yemişim.

nod: türkücü yazınca gugıla ilk sırada bu kadın çıktı. altında da "Yudum'la Yudum Yudum Türküler" yazıyordu. heyecandan ellerim titredi. böyle oldu. bu durumda adının yudum olduğunu var sayıyorum. o da bir zamanlar kaşlıydı inanıyorum.

bad sector var.


"bende de göz tansiyonu var. her gün damla damlatmazsam kör olurmuşum. ömrüm boyunca bu damlayı kullanmam gerekiyormuş artık."
"o neslihan var ya o toplantıya gelseydi aşağıya ona çok kötü sözler söyleyecektim. sana ne oluyor 7 kocalı hürmüz diyecektim. ama toplantı olmadı."
"biz peynirimizi eminönün' den alıyoruz. ezine. bir de sac alacağım ekmek pişirmek için, tüplü olanından. öbürleri iyi değil"

babuşşş mavi ekran verdim yeaaaağ- gibisinden dejenere laflar etmek istemem ama bu teyze bugün beni hayattan soğuttu. teyze dediğime bakmayın kendisi anladığım kadarıyla 80 yaşlarında. ve söylediğine göre 30 kilo 800-net!- gram ağırlığında. ve de tahmin edileceği üzere siyah kalın çerçeveli gözlüklere sahip.

zaten yanımdaki kürklü ve yelpazeli bir başka teyze; koltuğumun yarısını da işgal ediyor.-1,5 koltuk eder. hımm.- ve elindeki geçmiş tarihli hürriyet gazetesinin kelebek ekini büyük bir dikkatle okuyor.-bir süre sonra orta sayfalardaki güzin abla köşesini eli yardımıyla kesikli çizgilerden yırtarak çantasına aldı. o andan sonra bir daha dönüp bakmaya korktum.-
tepemde ayakta duran kız radyo tatlıses dinliyor.
amanın.
ve 30 kilo 800 gramlık teyze konuşmaya devam ediyor.
"bizim kocamustafapaşa' da evler var. 475 milyona kiraya verdik. doktora.."
1 saatim bu üçlü tarafından ablukaya alınmış bir şekilde devam etti. arada muavinle bakıştım. çaprazımdaki amca ilginç ilginç haller içindeydi ama onunla alakadar olacak halde değildim.
bu arada akbil basmadan ve para vermeden binen bir kız sinsiğ sinsiğğ geçti yanımdan. kimse farketmedi ama o yine de hinliği ve tedirginliği bir arada barındıran bakışlar atıyordu etrafına.
en sonunda tepeme 35 yaşlarında hayli kilolu bir teyze "kalk da oturayım" dercesine dikildiğinde pes ettim ve evime daha 4 durak varken elimde kocca valizle kendimi caddeye attım.
inanın yaşadığım 1 saat "dead man"deki tren yolculuğu kadar vahimdi. eğer yanımdaki teyze sol gözündeki tikle bana dönüp "tütün var mı" deseydi emin olacaktım.

ben inerken teyze hala konuşuyordu, " karşı apartman var ya çirkin yeşil olan; onun 5 katında 4 hanım yaşıyor. pek samimiler. hep gidiyorum. bir samimiler, bir samimiler..."

seni anlıyorum william blake! [jarmusch da haklı bir yerde.]

Eli Öpülesi Birtakım İnsanlar Var


Şu kısa ömrümde ailem tarafından asosyal olarak adledilmemin tek sebebi akraba ziyaretleridir.
Bilen biliyor uzun süredir görülmeyen akrabanın ziyaretine gitmenin nasıl bir azap olduğunu. Hele ki 4-5 yaşlarınızdayken sevimli bir çocuksanız -ben yanaklardan kurtarıyormuşum- ileride boku yediğinizin resmidir. Hayır tabiy ki akraba ziyaret edilir, edilmelidir de ben neden korktuğumu bir anlatayım;

efendim annemin akrabalarından biri, 100 yaşında olabilir bilmiyorum ben kendimi bildim bileli yaşlı bir teyze ve bu teyzenin bir tayfası var.

(Kadınla 4 yaşındayken talihsiz bir tanışmam olmuş, tam hatırlamıyorum. Sadece gözüme yalnışlıkla dirsek attığını ve uzunca bir süre mor mor dolaştığımı bilirim.)
Fazla yılışıkmışım küçükken. Tüm yılışıklık potansiyelimi tüketecek kadar. -ama yabancılara değil-
İşte bu yılışıklık beni ortam şebeği yapıyor. Artık nerden öğrendiysem, şu danslı el kol hareketli çocuk şarkılarından birini öğrenmiştim -çok acı- o dönemde ve her gittiğimiz ortamda bu şahane gösteriyle insanları eğlendirmeyi kendime görev bellemiştim. Bu teyze de o dönem şanslılarından biri işte. Benim mikembel gösterimi seyretmiş.
Ve bu tarihten sonra kadın beni her gördüğünde benden bu dansı ve şarkıyı istiyor. İlk gösterimden sonra bir kez daha istediğinde -6 yaşındaydım- "ehe mehe" deyu utanarak hatırladığım kadarını yapmaya çalışmıştım. Ama tabi ondan sonrakilerde "büyüdüm lan ben" duygusu ağır basmış olacak ki bir daha yapmadım. -bu ısrarla dans isteyen teyza güruhu bu sene de karşıma çıktı neyse burada ayrıntıya girmek istemiyorum çok zor anlardı.-
Babamın akrabaları ise çok bilmiş olduğumu, çok konuştuğumu ve hala öyle olcağımı sanıyorlar. 4 yaşında bir çocuğun "hede hödö farrbikada üretilir diyy mi yengeeee" sorusundaki çok bilmişliği ben nasıl yakalayım ki şimdi?
Bilmişlik dışında -ki onlar bilmişliği "egebesi" kelimesiyle tabir ediyorlar- "sen çocukken sürekli zıplardın durduğun yerde, artık zıplamıyor musun" sorusu her bayram bana sorulan sorular arasında yer alıyor. -he zıplıyorum mınıkii-
Ki şu da var yaklaşık 5 senedir şu anki boyutlarımı -alşsdkjasldk- korumama rağmen her görüşmede "ayyyy gençkız olmuşsuuuun" serzenişi kulaklarımda çınlıyor. Aynı durumu benden büyük olan kuzenim de "ovv delikanlı adam olmuş" versiyonuyla yaşıyor.
Hal böyleyken her sene gidip de aynı muhabbetleri duymak beni isyana sürüklüyor. -asi ergenim ya ona verin aşdlkaşsldkas- Korkum 30 yaşımda da bana hala "ilkbahar yaz sonbahar kış" şarkısını söyletmeye kalkacakları.
Ya benim sülale hepten şuursuz, ya da her aile böyle.
Neyse efendim sonuç olarak el öpmek iyidir.

"ilkbahar yaz son bahar kış
çiçekli karlı bir akıııııııış"


[gugılda çocuk diye aratınca ilk sırada çıktı eved. altında da "korkan çocuk resmi sarışın yakışıklı" yazıyor. allah sen koru yareppi]

şüpheli paket


konuya gireceğim ama öncelikle "sınav" diye bir şey var, final diye bir şey var bunu belirtmek istiyorum. vicdan azabı içerisindeyim ve allah' ın sopasını artık 2.senemde ensemde hissetmek üzere olduğum kanaatindeyim. çok hisli bir insanım, o kadar hisliyim ki o kadar olur. burus vilsi sevmiyorum ve bunun konumuzla alakası yok tekrar söylüyorum.

zaten sabah gözlerimi açtığımda belliydi yine atraksyonlu bir gün içerisinde olacağım. sabahın kör vaktinde uyandım. ama bu sefer inandım tekrar uyumam gerektiğine çünkü muhtemelen bu gece uyuyamayacaktım. -sınav diye bir şey var söyledim di mi?- ve üstün bir başarı göstererek tekrar uyudum. uyandığımda arkadaşım sınavına çalışmakta ve sigara dumanıyla beni boğmaktaydı. "camı açabülür müsün sevgili argodoşum?" dedim ve tekrar uykuya dönmek istedim. lakin elektrikli testere sesiyle irkildim apansız.-hayır arkadaşım beni kesmeye falan kalkmadı- evimizin önündeki eşşşek kadar ağacı - ki şahane bir ağaç. hastasıyız.- kesiyorlarmış. titredim ve kendime geldim haliyle. hemen pencereden çemkirmek için kalkacaktım ki -mahalle teyzesi edasıyla yapacaktım bunu. çok heveslenmiştim.- amacın ağacı budamak olduğunu anladık. yine de ağacın etrafına bir yığın insan toplanmış olması muhtemeldi. eğlenebilirdim. fakat camı da açtık ya oda acayip soğumuştu üşendim kalkmaya.
-gereksiz ayrınıtya boğup sabrınızı ölçüyorum sanabilirsiniz ama hayır yok öyle bir niyetim. nihehe-
zaten aşağıdaki çeyizci amcalarda bir kıllık seziyorum. adamların el kadar dükkanı var ama büyük işler peşindeymiş gibi bir hallerdeler korkuyorum.

neyse efendim en nihayetinde o yataktan kalkmak gerekti. bir süre sonra üst komşumuzdan çok şenlikli sesler gelmeye başladı. hayli eğleniyorlardı öğlen öğlen. kalabalıklardı ve tahmin ettiğim kadarıyla birisi üst komşumuzun bass gitarını gösterip " sen mi çalıyorsun? bir şeyler çalsana bakalım" demiş olacak ki komşumuz selvi boylum al yazmalım' ı bass ile çalmaya başladı. ve bir diğeri "oo olm sen çalmayı bilmiyorsun" demiş olacak ki "abii valla biliyorum bak ahana ahana" dercesine slap atmaya başladı. -seinfeld' deki gibi hee. ben de evin içinde elaine modunda geziyordum bu arada- yine bir başkası sırtını sıvazladı "boşver baba" dercesine bir bakış attı anlaşılan ve komşu gitarı bıraktı. işte asıl korkulu rüyam o zaman başladı. oyuncak org vardı evlerinde. han şu korkunç sesler çıkaran ve 5-6 yaşlarında çocukların elinde tehlikeli bri silaha dönüşebilenlerden. muhtemelen karşıdaki bakkaldan aldıkları 4lü pili bir heves takıp tüm yeteneklerini göstermek istediler birbirlerine. ve şahane melodiler duymaya başladım ondan sonra. birisi alıp "bak postacı geliyor"u çalarken diğeri elinden kapıp "ılgaz anadolu' nun sen yüce bir dağısın"ı patlatıveriyordu. bir ara "yine bir gülnihal" duydum gibiydi ama çok kısa sürdü. kaptılar elinden garibimin.
bir blokflütleri eksikti. ve hala da şahane ezgiler duymaktayım. yukarı çıkıp "ver is dı pardiiiee" diyen förgi gibi dalmak istiyorum aralarına fakat bakkala gidip doritos almaya üşeniyorum. hem sabah sabah doritos mu yenir lan?
ben bu isteğimi engellemeye uğraşırken yönetici teyzenin kapının önünden geçtiğini farkettim. kendisinin bize geçen aidattan 3 ytl borcu var. -3 ytl iyi para bence. ahah- ilk aldığı gün" yarım saat içinde getiririm şimdi bozuk yok" dedi ve sinsi gibi 3 haftadır getirmedi. kim bilir nerde yedi paramızı. tam yakalayacaktım ki dış kapıya ulaştı. kesin parayı vermemek için koşarak geçiyor bizim kapının önünden. aklıma yılan hikayesi denen dizi geldi. ne pis bir diziydi o be.
he bir de şüpheli paket mevzuu var. da ona başka zaman girerim artık. toparlayamayacağımı farkettim konuyu. ama şüpheli paket süpersel bir kelime grubu. arka arkaya söyleyince hayli eğlenceli oluyor. şimdilik şunu söylüyorum size; "şüphelipaketşüphelipaketşüphelipaketşüphelipaket.."


[13 ocak '08 küçük i know kung fu henüz istanbul üniversitesinde]

limon kabuğu var.


karşıyım.
şimdi efendim elmayı düşünelim. elma. elmayı kabuğunu soymadan yieyebilirsiniz diğ mi? keyfinize kalmış. armut olsun ayva olsun heeep yenir. yiyorlar biliyorum.

peki portakal ve limon? nah yersiniz. iğrenç olur yenmez o. insan gibi soyarsınız öyle yersiniz diğ mi? evet.

peki o zaman bu sinekten yağ çıkarmacılık niye? neden o kabuklar bilimum pasta, kek, böreğin içine atılıyor. kabuk bu be
n'olcak?
ortaya ne çıkıyor? kokusunu duyunca kaçacağımız tatlar çıkıyor. halbuse kabuksuz ne de güzel olurlar.

koyulmasın. limon ve portakal kabuğu kendi haline bırakılsın. değerlendirilmesin, rendelenmesin.
mağğdurum.
hayır diyet yapmak istesem, yapamam bu kabuk yüzünden. limon lifli kepek pisküvit diyetinden şanındandır dediler. burda eti' ye de sesleniyorum limon lifi olmayan limon lifli bisküvi olsa misal, hoş olur.

ek: dere otu ve maydonoz da kendi haline bırakılmalı bence. ona da sonra değinirim. bırakın otlar çiçek açsın!