22 Nisan 2009 Çarşamba
nisan mısın lan sen?
sıcağı sevmeyen ben bile zıvanadan çıktım. güneş allerjim varken, ışık gören sinek gibi güneşe koşmaya başladım lan!
intihar oranımı arttırdınız ibneler!
piknik yapacaktık, kırlarda oynayacaktık hayallerimizle oynadınız ibneler! çimlere malak gibi yayılacaktık, olmadı götümüz dondu ibneler!
hayır hayır bahardır dedim, candır nisan dedim bağrıma bastım; piçliğine doyamadı. 22 nisan be! .kırrım ben böyle mevsimi. zaten sene başından beri dengelerimizle oynuyor hava. sinir geldi bak!
sallamayayım, sanki baharmış, hava pek güzelmiş gibi neşeli şarkılar dinleyeyim derken 2 şarkı sonra yine depresik ergen cezmi ersöz -evet yine cezmi- moduma geri döndüğümü farkediyorum. antidepresanların parasını siz mi ödüyorsunuz hea? ağlarım sinirimden. londraya kaçak işçi olarak gidecektim. vazgeçtim msnkym! ekvatora taşınıyorum ben. kart atarım. öptm kib byez.
-mikail ve tayfası sözüm size!-
20 Nisan 2009 Pazartesi
türkücülük müessesesi

*ben nihat doğan' la büyüdüm. büyümesem de büyümüşüm gibi hissediyorum. --bence büyümüşümdür.--
*küçük emrah "iki gözüm iki çeşme" şarkısıyla kabusum olmuştu bir dönem.
*peki ya yağız anadolu delikanlımız berdan mardini' yi unutabilir miyiz? son dönemin sağlam türkücülerinden. [allahım yazım gitgide türkücü övme yazısına dönüşüyor. sonumuz hayrolsun bence. amin.]
peki bunları toplayınca ortaya ne çıkıyor? hayır bir ben harper değil tabii ki de. ayı mısınız? bunları toplayınca ortaya kaş çıkıyor. evet kaş. nerede bir türkü söyleyen insan varsa kaşından tanıyorum ben. adamın kaşına bakıp "heh bunun sesi yanıktır" diyorum, kartımı veriyorum.
unkapanı henüz bu yeteneğimi keşfedemedi ama olsun. bir gün benim de yıldızım parlayacak. andy warhol' u yemişim.
nod: türkücü yazınca gugıla ilk sırada bu kadın çıktı. altında da "Yudum'la Yudum Yudum Türküler" yazıyordu. heyecandan ellerim titredi. böyle oldu. bu durumda adının yudum olduğunu var sayıyorum. o da bir zamanlar kaşlıydı inanıyorum.
bad sector var.

"bende de göz tansiyonu var. her gün damla damlatmazsam kör olurmuşum. ömrüm boyunca bu damlayı kullanmam gerekiyormuş artık."
"o neslihan var ya o toplantıya gelseydi aşağıya ona çok kötü sözler söyleyecektim. sana ne oluyor 7 kocalı hürmüz diyecektim. ama toplantı olmadı."
"biz peynirimizi eminönün' den alıyoruz. ezine. bir de sac alacağım ekmek pişirmek için, tüplü olanından. öbürleri iyi değil"
babuşşş mavi ekran verdim yeaaaağ- gibisinden dejenere laflar etmek istemem ama bu teyze bugün beni hayattan soğuttu. teyze dediğime bakmayın kendisi anladığım kadarıyla 80 yaşlarında. ve söylediğine göre 30 kilo 800-net!- gram ağırlığında. ve de tahmin edileceği üzere siyah kalın çerçeveli gözlüklere sahip.
zaten yanımdaki kürklü ve yelpazeli bir başka teyze; koltuğumun yarısını da işgal ediyor.-1,5 koltuk eder. hımm.- ve elindeki geçmiş tarihli hürriyet gazetesinin kelebek ekini büyük bir dikkatle okuyor.-bir süre sonra orta sayfalardaki güzin abla köşesini eli yardımıyla kesikli çizgilerden yırtarak çantasına aldı. o andan sonra bir daha dönüp bakmaya korktum.-
tepemde ayakta duran kız radyo tatlıses dinliyor.
amanın.
ve 30 kilo 800 gramlık teyze konuşmaya devam ediyor.
"bizim kocamustafapaşa' da evler var. 475 milyona kiraya verdik. doktora.."
1 saatim bu üçlü tarafından ablukaya alınmış bir şekilde devam etti. arada muavinle bakıştım. çaprazımdaki amca ilginç ilginç haller içindeydi ama onunla alakadar olacak halde değildim.
bu arada akbil basmadan ve para vermeden binen bir kız sinsiğ sinsiğğ geçti yanımdan. kimse farketmedi ama o yine de hinliği ve tedirginliği bir arada barındıran bakışlar atıyordu etrafına.
en sonunda tepeme 35 yaşlarında hayli kilolu bir teyze "kalk da oturayım" dercesine dikildiğinde pes ettim ve evime daha 4 durak varken elimde kocca valizle kendimi caddeye attım.
inanın yaşadığım 1 saat "dead man"deki tren yolculuğu kadar vahimdi. eğer yanımdaki teyze sol gözündeki tikle bana dönüp "tütün var mı" deseydi emin olacaktım.
ben inerken teyze hala konuşuyordu, " karşı apartman var ya çirkin yeşil olan; onun 5 katında 4 hanım yaşıyor. pek samimiler. hep gidiyorum. bir samimiler, bir samimiler..."
seni anlıyorum william blake! [jarmusch da haklı bir yerde.]
Eli Öpülesi Birtakım İnsanlar Var

Şu kısa ömrümde ailem tarafından asosyal olarak adledilmemin tek sebebi akraba ziyaretleridir.
Bilen biliyor uzun süredir görülmeyen akrabanın ziyaretine gitmenin nasıl bir azap olduğunu. Hele ki 4-5 yaşlarınızdayken sevimli bir çocuksanız -ben yanaklardan kurtarıyormuşum- ileride boku yediğinizin resmidir. Hayır tabiy ki akraba ziyaret edilir, edilmelidir de ben neden korktuğumu bir anlatayım;
efendim annemin akrabalarından biri, 100 yaşında olabilir bilmiyorum ben kendimi bildim bileli yaşlı bir teyze ve bu teyzenin bir tayfası var.
(Kadınla 4 yaşındayken talihsiz bir tanışmam olmuş, tam hatırlamıyorum. Sadece gözüme yalnışlıkla dirsek attığını ve uzunca bir süre mor mor dolaştığımı bilirim.)
Fazla yılışıkmışım küçükken. Tüm yılışıklık potansiyelimi tüketecek kadar. -ama yabancılara değil-
İşte bu yılışıklık beni ortam şebeği yapıyor. Artık nerden öğrendiysem, şu danslı el kol hareketli çocuk şarkılarından birini öğrenmiştim -çok acı- o dönemde ve her gittiğimiz ortamda bu şahane gösteriyle insanları eğlendirmeyi kendime görev bellemiştim. Bu teyze de o dönem şanslılarından biri işte. Benim mikembel gösterimi seyretmiş.
Ve bu tarihten sonra kadın beni her gördüğünde benden bu dansı ve şarkıyı istiyor. İlk gösterimden sonra bir kez daha istediğinde -6 yaşındaydım- "ehe mehe" deyu utanarak hatırladığım kadarını yapmaya çalışmıştım. Ama tabi ondan sonrakilerde "büyüdüm lan ben" duygusu ağır basmış olacak ki bir daha yapmadım. -bu ısrarla dans isteyen teyza güruhu bu sene de karşıma çıktı neyse burada ayrıntıya girmek istemiyorum çok zor anlardı.-
Babamın akrabaları ise çok bilmiş olduğumu, çok konuştuğumu ve hala öyle olcağımı sanıyorlar. 4 yaşında bir çocuğun "hede hödö farrbikada üretilir diyy mi yengeeee" sorusundaki çok bilmişliği ben nasıl yakalayım ki şimdi?
Bilmişlik dışında -ki onlar bilmişliği "egebesi" kelimesiyle tabir ediyorlar- "sen çocukken sürekli zıplardın durduğun yerde, artık zıplamıyor musun" sorusu her bayram bana sorulan sorular arasında yer alıyor. -he zıplıyorum mınıkii-
Ki şu da var yaklaşık 5 senedir şu anki boyutlarımı -alşsdkjasldk- korumama rağmen her görüşmede "ayyyy gençkız olmuşsuuuun" serzenişi kulaklarımda çınlıyor. Aynı durumu benden büyük olan kuzenim de "ovv delikanlı adam olmuş" versiyonuyla yaşıyor.
Hal böyleyken her sene gidip de aynı muhabbetleri duymak beni isyana sürüklüyor. -asi ergenim ya ona verin aşdlkaşsldkas- Korkum 30 yaşımda da bana hala "ilkbahar yaz sonbahar kış" şarkısını söyletmeye kalkacakları.
Ya benim sülale hepten şuursuz, ya da her aile böyle.
Neyse efendim sonuç olarak el öpmek iyidir.
"ilkbahar yaz son bahar kış
çiçekli karlı bir akıııııııış"
[gugılda çocuk diye aratınca ilk sırada çıktı eved. altında da "korkan çocuk resmi sarışın yakışıklı" yazıyor. allah sen koru yareppi]
şüpheli paket

konuya gireceğim ama öncelikle "sınav" diye bir şey var, final diye bir şey var bunu belirtmek istiyorum. vicdan azabı içerisindeyim ve allah' ın sopasını artık 2.senemde ensemde hissetmek üzere olduğum kanaatindeyim. çok hisli bir insanım, o kadar hisliyim ki o kadar olur. burus vilsi sevmiyorum ve bunun konumuzla alakası yok tekrar söylüyorum.
zaten sabah gözlerimi açtığımda belliydi yine atraksyonlu bir gün içerisinde olacağım. sabahın kör vaktinde uyandım. ama bu sefer inandım tekrar uyumam gerektiğine çünkü muhtemelen bu gece uyuyamayacaktım. -sınav diye bir şey var söyledim di mi?- ve üstün bir başarı göstererek tekrar uyudum. uyandığımda arkadaşım sınavına çalışmakta ve sigara dumanıyla beni boğmaktaydı. "camı açabülür müsün sevgili argodoşum?" dedim ve tekrar uykuya dönmek istedim. lakin elektrikli testere sesiyle irkildim apansız.-hayır arkadaşım beni kesmeye falan kalkmadı- evimizin önündeki eşşşek kadar ağacı - ki şahane bir ağaç. hastasıyız.- kesiyorlarmış. titredim ve kendime geldim haliyle. hemen pencereden çemkirmek için kalkacaktım ki -mahalle teyzesi edasıyla yapacaktım bunu. çok heveslenmiştim.- amacın ağacı budamak olduğunu anladık. yine de ağacın etrafına bir yığın insan toplanmış olması muhtemeldi. eğlenebilirdim. fakat camı da açtık ya oda acayip soğumuştu üşendim kalkmaya.
-gereksiz ayrınıtya boğup sabrınızı ölçüyorum sanabilirsiniz ama hayır yok öyle bir niyetim. nihehe-
zaten aşağıdaki çeyizci amcalarda bir kıllık seziyorum. adamların el kadar dükkanı var ama büyük işler peşindeymiş gibi bir hallerdeler korkuyorum.
neyse efendim en nihayetinde o yataktan kalkmak gerekti. bir süre sonra üst komşumuzdan çok şenlikli sesler gelmeye başladı. hayli eğleniyorlardı öğlen öğlen. kalabalıklardı ve tahmin ettiğim kadarıyla birisi üst komşumuzun bass gitarını gösterip " sen mi çalıyorsun? bir şeyler çalsana bakalım" demiş olacak ki komşumuz selvi boylum al yazmalım' ı bass ile çalmaya başladı. ve bir diğeri "oo olm sen çalmayı bilmiyorsun" demiş olacak ki "abii valla biliyorum bak ahana ahana" dercesine slap atmaya başladı. -seinfeld' deki gibi hee. ben de evin içinde elaine modunda geziyordum bu arada- yine bir başkası sırtını sıvazladı "boşver baba" dercesine bir bakış attı anlaşılan ve komşu gitarı bıraktı. işte asıl korkulu rüyam o zaman başladı. oyuncak org vardı evlerinde. han şu korkunç sesler çıkaran ve 5-6 yaşlarında çocukların elinde tehlikeli bri silaha dönüşebilenlerden. muhtemelen karşıdaki bakkaldan aldıkları 4lü pili bir heves takıp tüm yeteneklerini göstermek istediler birbirlerine. ve şahane melodiler duymaya başladım ondan sonra. birisi alıp "bak postacı geliyor"u çalarken diğeri elinden kapıp "ılgaz anadolu' nun sen yüce bir dağısın"ı patlatıveriyordu. bir ara "yine bir gülnihal" duydum gibiydi ama çok kısa sürdü. kaptılar elinden garibimin.
bir blokflütleri eksikti. ve hala da şahane ezgiler duymaktayım. yukarı çıkıp "ver is dı pardiiiee" diyen förgi gibi dalmak istiyorum aralarına fakat bakkala gidip doritos almaya üşeniyorum. hem sabah sabah doritos mu yenir lan?
ben bu isteğimi engellemeye uğraşırken yönetici teyzenin kapının önünden geçtiğini farkettim. kendisinin bize geçen aidattan 3 ytl borcu var. -3 ytl iyi para bence. ahah- ilk aldığı gün" yarım saat içinde getiririm şimdi bozuk yok" dedi ve sinsi gibi 3 haftadır getirmedi. kim bilir nerde yedi paramızı. tam yakalayacaktım ki dış kapıya ulaştı. kesin parayı vermemek için koşarak geçiyor bizim kapının önünden. aklıma yılan hikayesi denen dizi geldi. ne pis bir diziydi o be.
he bir de şüpheli paket mevzuu var. da ona başka zaman girerim artık. toparlayamayacağımı farkettim konuyu. ama şüpheli paket süpersel bir kelime grubu. arka arkaya söyleyince hayli eğlenceli oluyor. şimdilik şunu söylüyorum size; "şüphelipaketşüphelipaketşüphelipaketşüphelipaket.."
[13 ocak '08 küçük i know kung fu henüz istanbul üniversitesinde]
limon kabuğu var.

karşıyım.
şimdi efendim elmayı düşünelim. elma. elmayı kabuğunu soymadan yieyebilirsiniz diğ mi? keyfinize kalmış. armut olsun ayva olsun heeep yenir. yiyorlar biliyorum.
peki portakal ve limon? nah yersiniz. iğrenç olur yenmez o. insan gibi soyarsınız öyle yersiniz diğ mi? evet.
peki o zaman bu sinekten yağ çıkarmacılık niye? neden o kabuklar bilimum pasta, kek, böreğin içine atılıyor. kabuk bu be
n'olcak?
ortaya ne çıkıyor? kokusunu duyunca kaçacağımız tatlar çıkıyor. halbuse kabuksuz ne de güzel olurlar.
koyulmasın. limon ve portakal kabuğu kendi haline bırakılsın. değerlendirilmesin, rendelenmesin.
mağğdurum.
hayır diyet yapmak istesem, yapamam bu kabuk yüzünden. limon lifli kepek pisküvit diyetinden şanındandır dediler. burda eti' ye de sesleniyorum limon lifi olmayan limon lifli bisküvi olsa misal, hoş olur.
ek: dere otu ve maydonoz da kendi haline bırakılmalı bence. ona da sonra değinirim. bırakın otlar çiçek açsın!
saçlarından baharı yakalama sadizmi
"sen sen sen mavi eöö yeşil eöö renkli pantolonlu eller yukarı!" bir mavi pantolonun bir insanın başına açabileceği dert sayısının ne kadar olabileceğini tahmin etmeye çalışırken ben,
birileri dondurma yiyor, birisi tek başına sahilde bir bankta oturmuş güneşleniyor bahar bahar, bir amca yanında oturanın gazetesine sulanıp en sonunda galibiyetini ilan ediyor, teyze kendisine yer vermesini istediği kurbanın seçip yanına yaklaşıyor ve istedişğini elde edene kadar göbeğini kafasına kafasına vuruyor, fotoğğrafçı adayı birisi vapurun kıç tarafında haydarpaşa fotoğğrafı çekiyor,
ergen adaylarından beni "kimse beni anlamıyor!" diyor bir başkasına,
emesende yazışıyor iki kişi "chanım yha üsülme :(" diyor biri ve o ibne puşt içten pazarlıklı sımayli beliriyor diğerinin ekranında
bir velet "gülçinli burçinli narçınlı tarçınlı" kuklamsı şeyleri izliyor ağzı bir karış açık,
bir ağğsi genç "dedikodudan hiç hazzetmem", "adamın yüzüne söylerimböyle de karakter sahibiyim süperim ben" diyerekten gözünü boyamaya çabalıyor bir diğerinin, tam bu sırada "ağğbii kız bana ezelden hastaymış ya" parıltısını yaşıyor beyninde birileri, biri vapurda sigara yakıyor yanındaki ise rahatsızlığını belirtmek yerine elini sallayıp pöfflüyor,
bir kız çok güzel olduğu kanısına varıyor tam şu anda, birisi goooooogle arama çıbığına "sarışın" yazıyor ve kendini şanslı hissediyor, birisi istanbul' a ayak basıyor, bir öğrenci martin eden okuyor ve tribe giriyor
ikkf bir türlü istediği skini bloggera yamayamıyor.
bu sinirle bloggerdan intikam alma planları yapıyor. -sabredip buraya kadar okuyan birisi küfrediyor içinden. peki benim maduriyetimi kim karşılayacak? ayıb ama!-
bisküvi isteyen?
[geçen yıl 8 nisanda ismi lazım olmayan bir sitede yazmışım bunu. vapurda sigara içilebilmesinden de anlaşıldığı üzre eski bir yazı. siliyorum aynı anda ordan zaten, neyse.]
Bir Nesil Böyle Gelip Girecek

"yasak yasak yasak" olduğundan mütevellit vapura binmeden önce iskele önünde sigara içenlerina arasına katılıyorum. Sabahın köründe tek bir çöp önünde oluşan kalabalığın arasına katıldığımda onu farkettim. Kaşınıyormuşçasına da gözlerinin içinde baktım; artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Çok geçmeden bana gülümsedi. Aslında o an kaçmam gerekirdi fakat sigarayı atmaya gönlüm razı olmadı. Vapur saati yaklaştıkça kalabalık azaldı ama lanet sigara bitmediğinden "o"nun bana ulaşma ihtimali git gide yükseliyordu. En nihayetinde olan oldu.
"melaba çok dertli sigara içiyorsun yeaaa günaydın" dedi. "ah aşüfte gözüme gözüme güneş giriyor ondan kaşlarım çatık" demedim, diyemedim. "ahah size de günaydın" dedim. Bu yapmacık gülüşlerin ardından yüzde bir sırıtma ifadesi kalır ya, uzun süre normale dönemez hani; ondan gelmişti işte bana. Sırıtık kaldım öyle. Hem sırıtık hem kaşlar çatık, acı çeken bir surat ifadesi.
Ama bu maduriyetime rağmen "o" durmuyordu. "saçların ne güzel yhaaa :)))99" dedi. Bu sımayliyi ben gördüm o an. Hissettim. -hislerim çok kuvvetli ki- Tam muhabbet etmeye kalkacağı zaman sigaram bitti ve "iygünleaaar" diyerekten vapura doğru ayaklarımı kıçıma vura vura seyirttim. Sinsi gibi arkama bakarak yürüdüm ve ancak 3 açıdan görünmeyeceğim çok stratjik bir noktaya kıçımı koyduğumda rahata erdim.
Böyle kızlar var. Ürküyorum. Ya hakikaten her önlerine gelenle konuşuyorlar ya da ben "çoggonuşulabilirpotansiyeliolaninsan" statüsüne giriyorum. Mesleğim gereği çok seyahat ediyorum. - rexona reklamı gibi oldu.- Yalan tabi. Göçebeyim. Yörüğüm. -kanadalının tekine yörük kelimesini zavallıca açıklamaya çalışmam, yayık ayranından girip gözlemden çıkmam geldi aklıma. başka bir yazının konusu olmaya değer.- Toplu taşıma araçları korkulu rüyam olmaya devam ediyor. Bu "çogsosyalinsanlar" tarafından kurban olarak seçilmek istemiyorum. Sosyofobik oldum.-umarım böyle bir kelime vardır.-
Kalabalık yerlerde çipil çipil bakan gözleriyle bir tarama yapıp kendilerine uygun birini seçiyorlar. Zamanında İpek Ongun' un "bir pırıltıdır yaşamak" adlı kitabını okuyup oradaki direktifleri uygulamaya karar vermiş insanlar bunlar. Kendilerini tüm çirkinlikleriyle seviyorlarmış, sapık gibi. Şu cümle aklımda "eğer ki birinin parfümünğ beğendiyseniz yolda o kişiyi durdurup markasını sormaktan çekinmeyin." İşte bu insanlar İpek Ongun yüzünden bu halde. Bir de saç rengi soran versiyonu var bunların. Nasıl bir sevgi pıtırcıklığıdır bu? Benim bu tepkimi görseler "kendi karanlığına başkalarını da hapsetmeye çalışıyorsun ama ışığını bul" derler bana. -bak Cezmi Ersöz yine- İşte o an kafa atabilmeyi dilerim.
Konuşmayın lan benimle! Bir de ağzımın içine giriyorlar konuşurken. "acık öte git be kadın!" demek istiyorum. Canınız sıkıldıysa açın bir şeyler okuyun yoksa direk sayın, kuş sayın. Ama insanları taciz etmeyin, beni üzmeyin.
İpek Ongun diye insan var lan.
Kitabı görmenizi isterim;
http://www.saykitap.com/BSWEB/images/kitap/65591.jpg
-kitabı neden okuduğuma gelince; örtmenimiz şart koşmuştu "genç kız adaylarının gelişimi için değerli eserler" derdi. o da fenaymış."
[gugılda özgüven diye aratınca ilk bu foto çıktı eved.]
gugıla sordum yok dediler -iğğğlan-
Böylesi ulvi bir arama motoruna keraneci muamelesi yapılması gerçeği
ne kadar hüzünlü aslen. [gugıla cezmi ersöz yaklaşımı böyle bir şey işte.] Dünyanın şeysini tarayan bir "motor" gelmiş karşımıza, yahu zamanım olsa ben fizik profesörü olurum. -ehem çog meşgulüm yaya-- Gugıldan bulduklarıma diploma vermezler gerçi ama ben kendimi profesör ilan edebilirim, ki yaparım bunu yani.
sadet;
Soru:
Teknik direktör ile antrenör arasındaki fark nedir?
Soru:
Anadolu yakasındaki minibüs yolunun tamaaağğmının adı mı bağdat caddesidir? -niye 2 tane paralel bağdat caddesi olsun lan? beni mi yiyorlar yıllardır?- Yoksa minibüs yolunun hiçbir yerinin adı bağdat caddesi değil midir?
Soru:
Devlete bağlı kurumların sitelerini hangi ibnetörler yapmaktadır ki siteler "vatandaşı"-ana haber bülteni ekolü- çıldırtmaktadır?
-göte gelinebilir ama olsun-
Soru:
İbn i battuta' nın zamanında şengen vizesi var mıymış? Varsa ibniciğe nasıl vize vermiş o herifler?
Soru:
Dünya üzerinde "psycho" kelimesindeki tüm harfleri vurgulayarak okuyabilen bir ingiliz var mıdır? -okumasa da olur aslen. ingilizse candır.-
soru:
Gus van Sant diye isim olur mu? -itirazım var!-
Soru:
Koskoca bilim adamı olmuş hala koca evreni iğne kadar delikten geçiriyor, nedir? -yüzeysel yaklaşım-
Soru:
Sanal ortamda mesaj yazarken sesli harfleri atma, "türkçe kelimeler aslen ingilizceymişçilik oynama" kimin başının altından çıktı? -kara murat' tan bağımsız olarak-
Soru:
Şunca yıllık teknolocik geçmişimde -uvv- "sims"in kasmadığı bir bilgisayar görmemem neye bağlanabilir? - sims bilgisayarı olsa oynansa felam-
Soru:
Şu "gergin" bilgisayar oyunlarını oynarken hoşlanılan şey tam olarak "gerilme" duygusu mudur? -manyak mısınız lan?!-
Saadet;
Bi' anlatın be.
son bu son

Her dönem -haliyle- periyodik olarak "Bu sefer günü gününe çalışacağım hoçh bak gör. " diyen öğrenci ya da sevgilisinden ayrıldıktan-ki bu durumda eksss oluyor kendisi- sonra "Hayatıma x' ten sonra yeni bir sayfa açtım." diyen kafa koleksiyoncuları misali ben de her sene bir adet blog edinip -ki yılın farklı dönemlerine denk geliyor. misal geçen seneki seçimim yazdı.- 3 veya 4 yazıdan sonra -bloga yazdığımız şeylere ne denir ki? yazı işte.- güzide blogun varlığını unutup, şuursuzca hayatıma devam ediyorum. Sonra bir şekilde -genelde maillerimi kontrol ederken oluyor bu- "Enee blog diyör lan, benim de bi' blogum olacağıdı" diyor ve bloggera davranıyorum. Mail kontrol ediyorum deyince de bir garip oldu. Mevzu "mühim işlerimin olması" ya da "sittinsene uzaklıktakiaklagelmezmemleket' te bir arkadaşım var, maille haberleşiyoruz" değil gayet çıkar ilişkisi için gittiğim AEGEE' den -ağjee diye okuyunuz- gelen haberlere bakmamdır.
Sonuç itibarıyle bu da yeni blog. Yazacağım ama bu sefer, vallahi bu son lan.
hev e nays dey.
[resme gelince; googleda "son" diye aratınca ilk sırada bu çıktı. hiç komik değil halbuse. ]